Herkesçe de bilindiği üzere, menfaat insanoğlunun "nerede olursa olsun" vazgeçilmezlerinden birisi. Kimisi maddî menfaatini seçer, kimisi manevî menfaatini seçer. Kimisi her ikisini de... Menfaat deyince, her iki türünde de insan bir tür kaygıdan kurtuluşu, rahatlamayı, mutlu olmayı, canının istediğini yapabilmeyi yani özgür olmayı, herhangi birisine bağımlı olmamayı, sadece Yaratan'ın onu yargılamasını ister.
Şimdilerde insanoğlu menfaat denildiğinde sadece menfaat unsurunu değil, maalesef yanına tamahkârlığı da katmış durumda. Tamahkârlık, menfaatinin gerektirdiğini elde ettiği halde, onun daha fazlasını istemektir. Tamahkârlık da aynen menfaat gibi hem maddî hem de manevî olabilir. İşin içine bu da girerse sonuç hezeyan olur. Bizler unutulur, benler yaşatılır. Millî unutulur tekel yaşatılır. Akıl yaşar, mantık ölür. Din büyüse bile iman ölür. Yani önce bireyler hastalanır, sonra toplum, sonra tüm bir millet.
Önemli olan, bu hastalığın kaynağını görebilmek, çeşitli yollardan bir ulusu manipüle etmeye çalışanları kestirebilmek.
Aslına bakacak olursak, herkesin dileği, isteği tek amaçta birleşirken ki bu durumda bu ülkemizin refahı, milletimizin uygar devletler topluluğunun üzerinde olması, ahlakta vatanseverlikte inançta özgürce fikir ve düşüncelerini dile getirebilmesi, yarınlardan umutlu olması, beyin göçünün önlenmesi, eğitim ve öğretimin dünya standartlarında olması, ve daha nicesi kesişen nokta, ortak payda olmasına rağmen, maalesef menfaatin açgözlülüğünün vicdanına yenik düşmüştür.